Tokyolu yıllar

Herkesin ayağında tokyo var! Gerçekten 60′ lı yıllar, daha önce kadınlar tahta takunya giyerdi denize giderken! Önce kollarına taktıkları sepetlerde sonra da üstü tezgah olan arabalarda numara numara takunya olurdu. Ancak takunyaların üstü çakılı değildPhotoi. Elinde olan hazır renk ve modellerden seçtirip, satıcı beğendiğini takunyanın gövdesinin iki yanına çiiyle çakar sonra da kabara denilen döşemecilikte de kullanılan büyük başlı çivileri de hemen yanına çakarak öteki çivilerin çirkinliğini gizlerlerdi. Okumaya devam et

Bizim Çocukluğumuz

Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.
Okuldan eve geldiğimde,  boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi. Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki
En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. Sokakta oynamak diye bir  kavram vardı yani.
Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik. Servis falan yoktu. yakkabılarımız eskirdi. Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Okumaya devam et

O Çocuğum ben.

Ahmet’in arşivinden çıkartıp görselimize sunduğu resimlere bakıyorum.
Çocukluğumuzda sahip olamadığımız   fotoğraf makinesinin ne kadar iyi bir yol arkadaşı olduğunu keşfediyorum. Kaybolmuş anılarım canlanıveriyor birden bire. Bakarken siyah beyaz resimlere, renkleniyorlar göz bebeklerimde.
Çocukluğumuzun Futbol sahası, aramızda yaptığımız maçlar canlanıyor sanki. Kaleci oyuncu kavramı vardı. Takımların genellikle iyi oyuncuları bu kutsal göreve kendilerini adarlardı. Ben hep kaleci olarak yer alırdım sahada. Bir topu tutmak için kendimi yerlere atıp kolumu, dizimi parçalamayı göze alırdım, amaç arkadaşların beğenisini kazanamaktı. Para o zamanlar kolay bulunmadığından maçın hangi takım tarafından başlatılacağına; bir tarafına tükürülmüş yassı bir taşın havaya atılıp, yaş mı,kuru mu seçiminde doğru tarafı bilen tarafın başlaması yöntemi ile karar verilirdi. Resmiler siyah beyaz  çekilmiş, olsun; ben renkli görüyorum ya.
Dikenlerin arasından geçerek Naki beye ulaşıyorum . Balık tutan birkaç kişi… Sahilde güneşlenenler, yüzenler, botlarda, Okumaya devam et

1960´lı yıllarda Büyükada´da yaşadım şanslıyım

vesikalikÇocukluğumda, bu gemilerle gece yolculuğumda, yaz olsun kış olsun hep baş üstü açık güvertedeki projektör (ışıldak) kumandasını yapan gemicinin yanında bulunurdum… Geminin gece karanlığında denizi yarışını ve projektörden çıkan ışık huz mesinin deniz üzerinde dolaşımını izlerdim…ışığın çarptığı çevredeki tekneler birden hayalet gibi belirirdi ve durgun suda yüzmekte olan, bembeyaz martıların ışıktan ürkerek kümeler halinde kaçışlarını izlemek büyük keyif verirdi… Okumaya devam et

Özlüyorum çocukluğumu

Merhaba çocukluğum, sanadır bu mektubum.

Seni özlüyorum, çocukluğum. Denenmiş her şeye rağmen çaresiz ve sessizce. Kızıyorum sonra sana, acıyorum. O kadar tutkuyla bağlı, o kadar vefayla sadık olmama rağmen, gidip dönmeyişine kızıyorum. Çok ani oldu, çok vakitsiz, çok gizemli. Bir veda bile etmedin ki. Henüz buna bir isim bulma kavgasındayken, terk edildişimi düşünüyorum. Bu sevgiye, bu bağlılığa kendini layık göremediğin için acıyorum sana. 1950 Yılında ailemin üçüncü çocukları olarak dünyaya geldim. Hemde Anne ve Babamın kız çocuk hayallerini paramparça ederek. Ben pek hatırlamıyorum üç yaşıma kadar annem beni kız çocuğu gibi giydirirmiş. Rahmetli Dedem kendi adını Ezanla okumuş kulağıma; Mehmet Tevfik, bu sebepten dolayı olsa gerek Annem ve Babam dedemin sağlığında bir türlü Mehmet ve ya Tevfik olarak çağıramamışlar beni. Dedemin yanında Memoş derlermiş bu adla çağırılmaya okadar çok alışmışımki birisi Mehmet veya Tevfik olarak adımı söylese dönüp bakmazmışım. Üç yaşımdayken Dedemin Üsküdardaki evine yaptığımız bir bayram ziyaretinde beni alarak Yeni mahalledeki berber Manola götürüp saçlarımı kestirdiğini anlatırlar; çok üzülmüş ve ağlamışım. Omuzlarımdan aşağı dökülen lüle lüle saçlarım kolalı kurdelemi hiç hatırlamıyorum sadece resimlerde görüyorum kendimi… Hatırladıkça seni, imrendiğim de oluyor. Hani yeni alınan bir oyuncağa kanıp, daha önce alınmış bütün oyuncaklarını gözden çıkarırdın ya. Zaten sadece bir çocuk yeni bir oyuncak alındığında kendisine, eskisini gözü görmez olur. Zaten değer bilmezlik çocuklara özgüdür. Bunu en güzelinden, en uysalından yaşayabiliyordun. Oysa ben, seninle olduğum günler gibi birçok kez hayatımı sıfırlamayı düşündüm. Herşeyi yıkıp yeniden başlamak; alşkanlıklarımı, duygularımı, hayatıma eşlik eden her objeyi, her nesneyi, her bireyi tamamen değiştirmek. Okumaya devam et