Bir yıldız Daha (H.Güngör Özkartal)

Hayal etmek yaşamaya başladığınızı anladığınız anda başlar ve  yaratıcı olmak ile eş değerdir. Önce ne istediğinizi hayal ederseniz, hayal ettiğiniz şeyi istersiniz, hayal ettiğiniz gerçeğe dönüşür ve sonunda istediğinizi yaratırsınız. Bazen olmayacak şeyleri hayal eder, görür ve kendinize şöyle dersiniz. Neden? Nedensizdir aslında; insanın varoluş sebebidir hayal kurmak. Ve kurduğu hayalleri gerçekleştirmek için çabalamak, yaratmak, başarmak. Bu yaşamda başarılı olmanın sihirli sözcüğüdür hayal Kurmak. Başarısız olmak; unutulmaması gerekir ki başarının anahtarı, en azından bir kez başarısız olmak demektir. Her insan bGüngöragbim büyükada_neyni düşünmeye başladığı

günden itibaren hayal kurmaya programlanmıştır. Hayal kurmadan yaşamak, zaten yaşamın sonuna gelindiğinin göstergesidir. İnsan dugularını değişik şekillerde açığa çıkartır. Kimi ağlıyarak, kimi düşünerek, kimileri ağıt yakarak ve ya  başka şeyler yaparak rahatlar. Ben ise sıkıntılı anlarımda yazarak duygularımı ifade etmeye çalışırım.

Bu günkü yazım  uçmağa varan ağabeyim Hasan Güngör Özkartal için.  Uzun bir süre Türkiyeden uzak kalmamın bir çok nedenleri vardı. Uzun süren bir tedavi sonucunda sağlığıma kavuşmuş olarak ülkeme döndüm. Dünyanın her yerinde insanlar hayvanlar bir şekilde can verirler. Kutuplarda can veren foklar, okyanusa sızan petrollerden etkilenen canlılar, depremler, terör  ve trafik kazalarında kaybettiğimiz canlar gibi. Geldiğimin ikinci haftasına Agabeyimin rahatsızlığını öğrendim. Muğla devlet hastahanesinde yatıyordu kendisini ziyarete gittiğimde aldığım habere çok sevinmiştim. Henüz her şey bitmemiş belirli bir sürenin sonunda az da olsa sağlığına tekrar kavuşabilme ihtimalinin var olduğunu öğrenmiştim. Kanserin ne beter bir illet olduğu, ne canlar yaktığı, ne ocaklar söndürdüğünü bilirdik de bilmezdik. Acısını hisseder ama tam olarak nedir, ne değildir kestiremezdik. Meğer yaş394169_10150470756602412_2099071094_nayarak öğrenmemiz gerekiyormuş.

Güngör ağabeyim sağlığına dikkat edenlerden biriydi diye düşünüyordum. Herşeyin en iyisini bilir, en doğrusunu yaptığına inanırdık. Benim gibi ağır aksak değildi. Kilometrelerce yürür, spor yapmaz fakat çok hareketli bir yaşamı vardı.  Az ve sağlıklı yerdi. Hiç bir stresi, sıkıntısı, borcu, harcı, derdi yokmuş gibi yaşadı. Göbeği bile olmamıştı hiç. Muğladan İzmir Buca SSK a naklini yaptırdığımızda Hastahaneden kemotreapi, Fizyoterapi sonunda ameliyat edilebieceği bilgisi hastahanenin başhekimi tarafından verilmişti. Ağbeyim hastanede yatmak istemiyordu. Ben ise Ağabeyimin uçmağa varacakmış gibi olduğunu. Hissetmiyordum! “Artık yapacak bir şey kalmadı!” dediklerinde hiç mi hiç inanmak istememiştim. Kabul edilmesi en zor gerçeklerden birisiydi bu sanırım. İnsanın beyninde dönüp durur. Hele bu çok sevdiğiniz biri için söyleniyorsa. “Yapacak bir şey yok! Kalmadı!… çaresizlik!…” “Tıbbın bütün imkanlarını kullandık. Ama buraya kadarmış” Güngör ağbim için bu sözleri duyduğumda bir tuhaf olmuştum. Ağbim gibi bir insanın bu kadar vurdum duymaz olabileceğine bir türlü inanamadım. Bir yıl boyunca kendine sistit oldum diyerek Antibiyotik tedavisi uygulaması çok saçma geliyordu bana. Hastahanede ilk ziyaretine gittiğimde her şeyden haberi varmışçasına bana ne olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Bu rahatsızlığın genetik olduğunu Babamda ve amıcalarımdaAgbim da var olduğunu anlatıyordu.

–Tamamda ağbicim bende neden yok?

-Boş ver oğlum yeter bu kadar, yaşantımız fena değildi güzel yaşadık, hadi şimdi söyle beni eve götürsünler. Her fırsatta eve götürmemizi söylediği halde biz son çarelerin peşinden koşuyorduk. Doktorlar mesanedeki urun küçültülerek alınbileceğini gerekirse yeni bir mesane yapılabileceğini söylüyorlardı. Umut her zaman yaşamın peşinde koşmamız gerektiğini söylüyordu bana. Ağbim ise aksine sanki gitmek isiyormuş gibi davranıyordu. Tamam aslında aklımız ermeye başladığı andan beridir biliriz hep uçmağa varacağımızı da, o günün soğuk yüzüyle karşılaştığımızda, hiç bir kelime koyamayız yerine. Dudaklarımız mühürleniverir. Aslında hep bildiğimiz şey olsa da, ilk defa duyuyormuşçasına yakıştıramayız bunu ne kendimize ne de sevdiklerimize. “Ağbimin uçmağa varmasını beklemek…” o kaderin kıyısında yaşamak, zor olsa gerek. Ya da insan hazırlar mı ki kendini bunun farkında olunca? Aniden, beklenmedik bir zamanda olmasından daha mı iyidir ki? Ya da kaçınılmaz sonu fazlaca uzaklaştırmadan aklımızdan; ona göre davranmalı, ona göre konuşmalı, ona göre sevmeli, ona göre düşünceli mi olmalı insan? Ağabimi İzmir Buca SSK hastahanesine naklettikten sonra ben tekrar Şarköye döndüm. İki gün sonra yeğenim telefon ederek tekrar bir daha Ağbimi eve taburcu edeceklerini her şey için çok geç kalınmış olduğunu söyledi.

Doktorlar ikinci defa bizleri gerçekle yüz yüze bırakmışlardı. Saygı gösterdik. Ağbim sadece sürekli yemek yemeyi, su içmeyi reddetmeye başlamış. Eve dönüşünün hemen arkasından yataktan kalkamaz hale geldiğinden, ilerleyen günlerde su içmeyi de reddetmeye başlayınca tekrar son çare olarak Marmaris devlet hastahanesinde yoğun bakım servisine kaldırmışlar.DSCF4930

Hasan Güngör Özkartal‘ın  Büyük ada’da başlayan yaşam süreci Marmaris Değirmenyanı köyünde  sona erdi. Kendisi böyle olmasını istemişti. Neden hiç bir zaman bilemeyeceğiz. Kaybettiklerimizin ne istediklerini ne zaman bilebildik‘ki. Her defasında bildiğimizi sandık. Marmaris Değirmenyanında,  Orman içinde yaptığı evinin bahçesinde kendi elleri ile yaptığı ve denize indirdiği yat, 1973 model Opel rekord arabası ile  ne kadar mutlu olduğuna defalarca şahit oldum. 

Bu iki oyuncağıda arıza yaptığında kendi kendine tamir edebilecek kadar ezberindeydi. Ziyaretine gittiğim her seferde Abeyimin mutluluğuna Şahit olurdum. Hayat onun için bir oyundan iberet gibiydi. Oyun bitti perde kapandı. O sahnede Hasan Güngör Özkartal bir daha olamıyacak dostlar. Umarım ışıklar kendine yol gösterir, Orman içinde yaptığı evi  vDSCF4940e şimdi  yeni bir yola çıktığı orman içindeki dünyasında nurlar içinde yaşar.

Hayat matematik değil! Ve mutluluğun formülünün olmadığı gerçeğini kabullenmeli mi? Bu gün konu “Güngör Ağbimin ölümü” olunca, yazdıklarım pek bir keyifsiz, soğuk geliyor kulağa.  Biliyorum. Peki, bu yazıyı niye yazdım? Aklıma gelmesine vesile olacak bir kaç şey oldu sadece diyelim. Bir an bile olsa uçmağa vardığını unutup telefon açmak istedim kendine. Belki bende her an uçmağa varabilirim! Belki sizlerde… Kim bilir?

Ben bilemedim…

Mehmet Tevfik Özkatal

16 Temmuz 2016 Şarköy

 

Bu yazı Büyük Ada, Kayıplarımız kategorisine Mehmet Tevfik Özkartal tarafından yazılmıştır. yer imlerinize ekleyin.

Mehmet Tevfik Özkartal hakkında

14 Nisan 1950 Büyükada Nevruz Mevki Numara 7' de dünyaya merhaba demişim. Babam namı değer Arpacı Ziya Annem Mahitap hanımın üçüncü çocuklarıyım. Hasan Güngör Özkartal ve Kamil Güner Özkartal Ağbilerim ve bizlerle yaşayan hala kızım Hidayet Korg ablamın var olduğu Tepeköy'deki bu evde büyüdüm. kesintisiz olarak 1968' senesi Eylül ayına kadar bu ada'da yaşadım. Face Book da Arkadaşım Erkan Gürpınar tarafından kurulan ''1960 lı yıllarda Büyükada'da yaşamış şanslılar'' adını taşıyan Açık gurubun yöneticilerinden biri olarak Böyle bir sayfayı hizmetinize sundum. Umarım beğenir, yorumlarınız, yazılarınız ile katkıda bulunursunuz.

Bir yıldız Daha (H.Güngör Özkartal)” üzerine 2 düşünce

  1. Büyükadanin neresinde oturuyordunuz bay Özkartal? Sizler benden cok genc oldugunuzdan, sizleri tanimam imkansiz, belki akrabalariniz bana tanidik gelebilir

  2. Tepeköyde oturururlardı Vahriç Bey..Sinemacı Ali diye anılan rahmetlinin evinin üst katında..Rhmetli babaları yem işiyle uğraşırdı…Üç kardeştiler Güngör Güner ve Mehmet…Komşularımız ve iyi arkadaşlarımızdı…Hey gidi günler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Blue Captcha Image
Refresh

*