Bozca ada ve Kirie Dimitri

Çanakkale açıklarındaki Bozcaada eskiden Tenedos olarak anılırmış. Bir zamanlar ağırlıklı olarak Rum nüfus bulunsa da, Osmanlı’dan beri Müslümanlar hep olmuş adada. Bozca adaya indiğinizde liman kısmı apartmanlarla kaplanmış, eski sokak dokusu tahrip edilmiş, taştan yapılma bağ evleri çökmüş, kiliseleri yıkıntıya dönüşmüş olsa bile otantik bir aksesuar gibi duran Rumları var Bozcaada’nın. _DSF8089Yirmi, otuz kişilik küçük bir cemaatten oluşan Bozcaada Rumları, günümüzde turistik hayatın vazgeçilmez bir parçası. Rehberler büyük şehirlerden gelen turistlere, yoldan geçen bazı yaşlıları işaret ederek, Cenevizlilerden kalma kalenin duvarına tutunarak yürüyen matem kıyafetli şu yaşlı bayan bir Rum dur ve ya kahvehanenin birinde oturup kahvesini içen güler yüzlü elinde tespihli beyefendiler için efendim Rumlar burada çok eski zamanlardan beri yaşarlar diyerek bir hikâye yazıverirler. Okumaya devam et

Adanın en güzel zamanı İlkbahardır

Tabi zevkler tartışılmaz ama bence Adanın en güzel zamanı ilkbahardır!Nur Kışın yalnızlığı, kimsesizliği, soğuğu gitmiş, tabiat kış uykusundan uyanmış etrafta ki ağaçlar, kırlar yeşil giysilerini giyip türlerine göre rengarenk aksesuarlarını takınıp süslenmişlerdir. İnsanlar da doğanın canlanışına ayak uydurup, adeta sokakları ıssızlığından, yalnızlığında kurtarmak için kışın kapandıkları evlerinden daha sık çıkıp, dolaşır olmuşlardır. Biraz daha yaza yaklaştıkça o yollarda; okulu kırıp gelen gençleri, hafta sonlarında ise evi olanların yanı sıra kiralık ev tutmak için gelen yazlıkçıları görmek güzeldir. 19 Mayıs tatilini fırsat bilip pikniğe gelenleri, onların getirdiği günü birlik coşkuyu, hem gelişlerini hem de gidişlerini iskeleye yakın bir yerde oturup seyretmek çok zevklidir! Tabi günümüzde bu yazdıklarım biraz değişiklik gösteriyor olabilir. Çünkü özellikle arapların başını çektiği turist gruplarının artması benim bu günü birlik kalabalıkları görmekten aldığım zevki biraz azaltabilir! Ama adadaki hayatiyeti canlandırması bakımından önemlidir. Kışın işleri yavaşlayan esnafın işerinin açılmasını, kendini, iş yerini yeni mevsime hazırlamasını, kışları kapalı olan bazı işyerlerinin ise açılma çalışmalarının yapılmasını sağlar ki bunları izlemek de ayrı bir zevktir. Ama mayıs sonu daha doğrusu okulların kapanıp, yazlıkçıların da gelmesiyle bu zevk artık yok olur! Yerini rahatsızlığa bırakır:) Çünkü iskelede yürüyemez olur, kalabalıkları aşamaz vapuru bile kaçırabilirsin, komik ama gerçek:) Yani yaz, çok kalabalığı ile caddelere taşan masaların yolları kapatması falan gibi bir sürü nedenden biraz sıkıntılı geçer! Okumaya devam et

Hüzün Yanım

Sen benim hüzün yanımsın. Güneşin vurmadığı gölgede kalan yanım. Kimselerin bilmediği kendime sakladığım. En çok ayazda kalmış olup da rüzgara savuramadığım, alıp alıp defalarca sineme sardığım yanımsın. En çok kanayan yaramı sarmaya çalıştığımsın. Sardıkça kanayan kanadıkça sardığımsın…

 Sen benim hüzün yanımsın. Her doğan günle bir kez daha ümidimi yıkan tarafımsın. “Olmadı olmayacak” dedirten …hain düşmanımsın. “Ah çıksa gelse şimdi…” diyecek kadar kendimi kaptırdığım saflığımsın. “Çıksa ve gelse, alsa ve götürse…” diye çırpan kanadımsın. Ve her defasında kendime kırk kez söyleyip kırk kez yanıldığımsın. Okumaya devam et

Hayat dediğin bir Tiyatro sahnesi

Sırası gelirse rolümüzü oynarız. Sufle gelmezse doğaçlarız. Yaşadığınız  yer Büyük Adaysa yorucudur; Tepeköyde Nevruz mevki sokağında oturmak, her defasinda yokuşu inmek, çıkmak kaldırım taşı döşeli yolda koşmak. Bisikletin olsada  pek fayda etmez, İnerken inersin bir şekilde yokuş aşağı doğru son sürrat marka bisikletinle, dönerken geriye bisikletin ilave bir yük olur nedense  bedenine. Bu sebepten olmazsa olmazıdır Büyükadanın ya Arabaya  ya Eşşek. Yazdıklarım, yaşadıklarımın yerini aldı. İnsan yazarken, yazdıklarını yaşadıkları sanıyor, zihnimin derinliklerinde uyuyan gizli düşünceler uyanıyor, solmuş duygularım canlanıyor, uzakta kalmış çocukluğum, gençlik anılarım yorgun yüreğimi acısıyla, tatlısıyla okşuyor, ruhumda zaman zaman oluşan karamsar duygular unutuluyor, Birden bire her şey güzel ve sevgiyle hatırlanıyor, çirkinlikler örtülüyor. Okumaya devam et

Yazmak ve okumak dostlar!

Vesikalik_02Anılar, günceler, mektuplar, gezi yazıları içtenlikli yazılardır. Bilhassa ilk üç türde samimiyet daha bir anlam kazanır, öne çıkar. Kolayca okunuverirler. Andrè Gide’in deyişiyle “hatıra yazmak ölümün elinden bir şey kurmak” olduğuna göre, her anı bir değer ifade eder. Yazıcısının maharetine göre kuşkusuz kıymeti artar. Geçmişe dair kaydedilenler, toplumsal hayata da bir şekilde yeni kazanımlar sağlar. Anı yazarı, çok zaman yazdıklarını ilerlemiş bir yaşta yazdığı ve yaşadıklarına duygusal/ öznel bakacağı için, hatıralarda anlatılanlara ekseriyetle ihtiyatla yaklaşılmalıdır. Okumaya devam et